kayıt dışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kayıt dışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

aceciayseteyze @wordpress

saygı değer hocamız ali malkoç o kadar çok söyledi durdu ki, dayanamayıp blogun ikizini wordpress.com uzantısıyla açtım : )) aha da adresi burada:

http://aceciayseteyze.wordpress.com/

ilk izlenimlerim neticesinde yaptığım küçük bir karşılaştırma:
blogspot vs wordpress

tema: wordpress'te daha güzel temalar var sanki.
kolay kullanım: belki de alışamadığımdan olsa gerek, blogspot.
hosting: wördprez.
popülerlik: cristiano ronaldo vs lionel messi

kalın sağlıcakla

galata lordu

giriş yapmak için nasıl bir kalıp kullansam bulamadım, bilemedim bu yazı için. aslında giriş oldu bu (>_<) telefonuma gelen tek mesaj avea'dan. yazık bana. ki eğer mesaj atsarsanız, cevaplamak için ne kontörüm ne de mesaj hakkım var : ( kaç gündür kontör almak için çarşıya inip kontör almak dışında her işi yaptıktan sonra dönüyorum : ))

ayrıca blogun temasını da değiştireceğiz, onunla da vakit kaybediyorum bu aralar. dün bir deneme yapmıştım; xml, html gibi dillerden zerre kadar anlamadığım ortaya çıktı. ahahahah. daha önce blogun sayacını bozmuştum, şimdi de -şablonla oynarken- yazıların altında yer alan düşünce kısmını yok ettim, geri getiremiyorum. utandım. ayarlar kısmında işaretli olmasına rağmen gözükmüyordu dün, birazdan yeniden deneyeceğim bakalım geri gelecek mi? :b

aslında, paradigma denen olgudan bir haber galatasaray s.k. yönetimi'nin hakemlere yaptığı gibi tüm suçu blogger'a atmak da bir çözüm. lakin ne galatasaraylıyım ne de bu ülkede hep karşı tarafı suçlayanlar kadar zavallı. neyse kestik burada bu konuyu.

bir de sigara içmediğim halde her ortamda üzerime sinmek için özen gösteren sigara dumanı konusu vardı. bak şimdi sinirlendim, yazmıyorum. sabah sabah ayağıma dolanan kediyi de yazacaktım, ondan da vazgeçtim. ehe ehe.

does he wash up? never wash up
does he clean up? no, he never cleans up
does he brush up? never brushed up

ayrıca within temptation - ice queen akustik versiyonunu dinleyin dinlettirin efendim. başlık da alakasız oldu, idare edin.

kedi ölür


tıklayın, büyütün, okuyun efendim.

karda yem arayan kuşlar misali bloga yazılabilecek bir şeyler bulmanın sıkıntısı içerisindeyim.

günlerdir evde oturan ve dış dünyayla tek bağlantısı internet olan ben, dün filistin hakkında bir şeyler yazmak için oturdum sandalyeme. olaylara daha farklı bir cepheden, halkına ihanet eden terör örgütü hamas'tan bahsetmek istediğim bir kompozisyon hazırlamak amacıyla başladım yazmaya. olmadı. olaylara bağlantı kurmaya başladıkça konu dağıldı, uzadıkça uzadı. hitler'den, siyonizmden ve daha öncesinden girip amerika, ab'den çıktığım; hamas'ın türkiye'deki yansımalarına değindiğim konular birbirine bağlandıkça daha çok bitirme tezini andıran bir yazı çıktı ortaya. yazmaktan vazgeçtim ben de. üstelik siyasi içerikli bir yazıyı buraya aktarmak ne kadar doğru olurdu?

her neyse, final haftalarının yaklaştığı şu günlerde dankekten mühendis adayının düşünmemesi gereken işlerle uğraşmak zaman kaybı mıdır? değil midir? bunu düşünmek için bile zamanı olmaması gereken ben diğer "tab"da avatar: the last airbender'ı izlerken vicdan azabı duymalı mıyım yoksa hayatın güzelliklerinin tadına mı varmalıyım?

hafiften saçmaladım, farkındayım.

ateş, su, toprak, tahta!

genel işletme
genel muhasebe
iktisada giriş
hukuka giriş
davranış bilimlerine giriş

genelini ya da girişini anlamam ben. kafasına (liseyi de sayarsak) 6-7 senedir sayısal veriler aşılanan insancıklara yazıktır. -ki bu insancıklardan ikisi celica ve ben oluyorre-

-bu arada, geçme notu kaçtı? :X

----------------------------------

aöf bürosundan kitaplarımızı aldıktan sonra adalarda açılan burger king'i de test ettik yazmadan geçmeyeyim. burger king yarattığı yeni, hoş ve porsuk nehri & adalar manzaralı mekanıyla mc ile arayı açmışa benziyor. aha bu da big king xxl kadar olmasa da ters evrim (insandan hayvana) gerçekleştirdiğimizin fotoğrafı:


yemekteyizvari eleştirilerde bulunmak gerekirse; -ki gerekmiyor-

-masada çatal bıçak bile yoktu. çatal bıçağı geçtim, masa örtüsü bile yoktu.
-hatta tabak bile yoktooooo!
-whopper'ın sunumu sadeydi, damak zevkime hitap ediyordu.
-sadece patatesi yiyebildim, et pişmemişti.
-ketçapta çürük domates tadı vardı, yiyemedim
-kolamdan kıl çıktı. peçeteye çıkartmak zorunda kaldım.
-fonda çalan "what else is there" isimli şarkının ses kalitesi beklentimin altındaydı. (oha?)

yazar notu: yukarıdaki eleştiriler asılsızdır, eleştirileri dikkate almayınız.

pаз, два, три

tüm çalma listemi dolaştım winamp'ta. gaza getirecek bir şarkı aradım. bulamadım. "b" tuşuna basmaktan parmağım morardı, lanet olasıca winamp -çok mu abarttım?-

yazacak konu avı için yapılabilecek en iyi iş bloglar arasında bir gezintiye çıkmaktı. yaratıcılıktan uzak bu eylem beni bir fenerbahçe taraftarı yapmaz elbet ; )

her neyse efendim, yaptığım küçük gezintide cicilerle süslenmiş onlarca yazı gördüm. daha çok satış yapmak için tezgahındaki en güzel meyveleri & sebzeleri en öne koyan tezgahtar görünümlü blog yazarı gibi bir tanım çıktı ortaya.
-haa aferin iyi oldu.

tüm bunların yanında en saf duygularını insanlarla (sanki bitkilerle paylaşabilirmiş gibi) (tabi odun arkadaşları olanları es geçiyoruz :b) paylaşmış, hafif melankoli kokan okunabilir tatlı blogları da gördüm. gösterişten uzak, blograzzi ile henüz tanışmamış, "bana ne kim okumuş, kim okumamış" diyebilen cici bloglar.

sanırsam burada bir karar vermek gerekli. -blogun, bir konu ör: futbol, basketbol vs. üzerinde bir blog değilse- amacın:
1-) egonu tatmin etmek mi? ("en" olabilmek)
2-) kafandakileri paylaşarak biraz olsun rahatlamak mı?

başta bu kararı verirlerse işler daha iyi olacak sanırsam. tabi bu işin "bence"si. "sizce"si size kalmış...
-zat-ı ali'nize birisi dur desin efendim!

yabancı bir dilde başlık atıp anlamsız bir fotoğraf koyarak daha "ciks" oluyoruz galiba?

kayıt dışı #3

yemekteyiz isimli dankekten programı izlerken sıkıldım, azıcık bloga kusayım dedim.

vizyon sahibi insanları dinlemek gerçekten büyük zevkmiş, bugün tekrar anladım dersteyken. biraz ders, biraz hayat dersi, biraz stand-up gösterisi şeklinde değişik üslup; insanın önüne sunulunca "hacı bitmesin yav" diyebilmek çok kolay oluyor. derslerinde zorlansak bile saygıyı hakeden hocaların öğrencisi olmak bile güzel sayılmalı. onların görüşlerinden, fikirlerinden, kişiliklerinden birazcık esinlenebilmek büyük fırsat. sanırsam "üniversitenin insana yeni ufuklar açtığı" söyleminin ortaya çıkmasının nedeni bu olmalı. kendimi şanslı saymalıyım, bu fırsata sahibim.

ayrıca belirtmeliyim ki celica kadar yaratıcı değilim başlık konusunda :b

-yemekteyiz başladı, ben kaçtım.

utanıyorum bu cümleyi kullandığım için : )

saçmala(ma)

*evde boş boş oturunca da yazacak malzeme çıkmıyor insana. kök saldım, ilkbaharda çiçek açarsam yaza yersiniz meyvelerimi :|

çalışma şevk'imi aldı bu tatil benden. düzenimi bozdu. lanet olsun.

*itron'un yaşadığından şüpheliyiz. abi bi ses ver safslfdsf

*hacı "iris" diye bir şarkı var, 2039423 senedir dinliyorum.
---
and i give up forever to touch you
---
*blogun sadece bir izleyicisi var.(geçen sefer yazdığımda voodoo girl izleyici olmuştu, bakarsın gene birisi olur :b izleyici olmazsanız da canınız sağolsun)

*ben bana kendim için lazımım?
-yapma yaa

*hadise makyaj harikasısın.
-makyaj yapmaması hadise olur zaten.

*sınırsız internetim var -ki buradan olmayanlara selam ederim- ve aklıma indirmek için bir şey gelmiyor : (

-hava mı yapıyon lan dümbelek?

*google chrome kurdum emektar bilgisayarıma ama alışamadım bir türlü:
-biz alışana kadar en iyisi firefox
aslanım

*fotoğraf da koymuyorum bu yazıya.
-iyi de birader, napalım?

>£#$½{[]}
bu günlük bu kadar saçmalama yeter. barca-real maçı varmış ntv'de. iyi bari bu geceyi kurtardık
. >_<

edit:
şu fotoğrafta gözüken bölge/eyalet yerine
iç anadolu bölgesi, ege bölgesi vs.yazanları gördüm gezinirken, koptum yav.


(fotoğraf koymayacağımı söylemiştim, iki gündür kendimle çelişiyorum)

edit2:
iki gündür de fotoğraf yerine resim diyormuşum, hiç uyarmıyorsunuz aşk olsun.
-o senin angutluğun birader.

roket takımı


unutulmaz çizgi film pokemon'un unutulmaz karakterlerinden biriydi roket takımı. pokemon'u izlememişler için hatırlatalım; pikaçuyu çalabilme planları her zaman başarısız olan ama asla vazgeçmeyen cesi & ceyms & miyav üçlüsüdür bu roket takımı. bir de şöyle bir mottoları vardı, yenilmeden önce söylerlerdi:

belaya hazır olun

hem de çifte belaya

dünyayı yozlaşmaktan korumak için

tüm insanları kendi şemsiyemizin altına toplayana

kötülüğümüzü yıldızlara sıçratana kadar

jessy! james!

roket takımı her zaman ışık hızıyla hareket eder

ya teslim olun ya da savaşmaya hazır olun!

maaoooovvv

her neyse efendim, kuşkusuz sabaha kadar roket takımını anlatacak değiliz size. kısa bir özet geçelim dedik. peki neden bu özeti geçtik? kafanızdaki soru bu olmalı, uzatmadan cevaplayalım.

söylemesi ayıptır, model roket kursuna başladık okulda. blog yazarları olarak -mina & celica & itron- grup oluşturup bugün işbaşı yaptık. yarın sabahki diferansiyel denklemler dersi bitiminden itibaren akşama kadar uğraşıp bitirmek hedefindeyiz roketimizi. bu olaydan yola çıkarak "roket takımı" sıfatını uygun gördüm kendimize. eh efendim ne karakter olarak ne amaç olarak ne de kulvar olarak aynıyız ama sonuçta biz de bir roket takımıyız...



bu arada yerel gazetenin birinde resmim çıkmış -pazartesi günü gerçekleşen model uçak sertifika töreninden- uzaylı gibiyim gene. la havle...

resim de müstehcen gibi geldi bana ama içim kötü galiba :b

kayıt dışı #2


hayatın boşluğu içinde sürüklenirken; "dalgaların kayalardan götürebildiği sadece tozdur" misali derin düşüncelere dalıp toz zerreciklerinin içinde kayboluyor ya bazen insan, düşünen adam heykeli gibi bir köşeye çöküp görmek istiyor ya üçüncü şahıstan kendi hayatını... ve tam o anda kulaklarındaki dizeler aklındakileri doğrular bir hâle geliyor ya:

i'm so tired of being here
suppressed by all my childish fears


hayatın parmağında döndürdüğü insanlardan olmamak için çabalarken düştüğüm durumdan anlık bir sıyrılış ile yazılmış paragraf yukarıdaki.

şimdi biraz sesli düşünüyorum:
hayat ne garip, vapurlar falan...

reklamlardaki iğrenç espri furyası


son günlerde dikkatimi çeken olay bu, evet var böyle birşey. yeni bir furya olsa gerek. belkide -çok çok düşük bir olasılıkla da olsa, araştırmak lazım- reklam şirketleri aynı?? sıkı bir televizyon izleyicisi olmayan ben bile farkediyorum bunu (espri furyasını).

kuşkusuz, televizyon izleyicisin en büyük derdi başlayıp bitmeyen reklamlar. acaba diyorum bunu düşünerek mi yapıyorlar? sanmıyorum. her neyse, insanda "iyrançsaan" efekti yaratan bu reklamlar için çaba harcayan insanlara seslenmek istiyorum: "bu ne garip reklam anlayışı?" beni iplemeyeceğinizi bilsem de ahan da yazıyorum buraya ehehe : ))

-----------------------------------

-anne pencereyi aç.

-açtım. (odanın penceresini açıyor)
-şimdi resme tıkla ve masa üstüne doğru çek.
-çektim.
"
(mouse kopuyor falan...)

-----------------------------------

-ürün yelpazesi o kadar geniş ki, bunu bile buldum. (elindeki yelpazeyi açarak)

-----------------------------------

örnekleri çoğaltmak istemiyorum. izliyoruz, görüyoruz. tabi yazdığım örneklerdeki metinler reklamdakiyle aynı olmayabilir, aklımda kaldığı kadarıyla yazdım bunları : ))

bu gereksiz konuya değinerek büyük bir iş başardığımın farkındayım. mütevazı olmaya da gerek yok çünkü mütevazıyım, mütevazısın, mütevazı.

to tell you the truth başlığa espri yazıp yazmamak konusunda kararsız kaldım. ortada bir iğrençlik olduğu kesin ama espri var mı kocaman bir "?"

kime göre?
neye göre?


resmin konunun geneliyle pek alakası yoktur

kütüphaneden sevgilerle


günlerden bir gün...

nümerik analiz'in öptüğü üç arkadaş sıkıntılarını dağıtmak için yollar aramaktadır... desperate students filmi oyuncusu olduğu iddaa edilen bu üç genç hergün kütüphaneye gidip zamanlarını iyi değerlendirmeyi kararlaştırırlar. ancak günler geçer, kütüphanenin yolunu hatırlayan sadece biri kalmıştır içlerinde...

böyle saçma bir giriş bölümü için özür dilemiyorum tabiki. -anlayan anlamıştır elbet ;)- kuşkusuzdur ki böyle saçmalamamın sebebi olan şarkı özür dilemeli.

resimdeki su şişesi bana ait değil belirteyim. reklam yapmayı sevmem, gerçi blogda ace reklamı yapıyoruz ama elimizden gelen bir şey değil ki reklamını yapmamak; blogun adı ofsaytta zaten :b herneyse efendim, boş masa bulma olasılığının imkansıza yakın olduğu bir günde yer beğenmek gibi bir lüksüm olmadığından; yemek yenmemiş, temiz bir masaya oturamadım. güzelim kütüphaneyi kafe havasına çeviren herkese de selam ederim buradan. bir şeyler yedikleri, içtikleri yetmiyormuş gibi çöplerini masanın üzerine bırakıp giden, arkadaş meclisindeki kahkahalarını tüm kütüphaneye naklen yayın yapan tüm çalışkan(?) öğrencilere bu selamım.

bu arada ayrılıkçı blog yazarı itron, başımızı metalcilerle(metal alıp satan kişi olsa gerek) belaya sokacak galiba ;) kuşkusuz ki kimsenin dinlediği müziğe, tarzına lafımız yok. ama insan işte bu, ne kadar anlatmak istesen de anlattığın anladığı kadarıyla kalıyor... böyle felsefik(?) bir yaklaşımdan sonra bitirelim yazımızı. daha eğlenceli yazılarda görüşmek üzere sevgi, sağlık dolu günler efendim!(ana haber bülteni sunuyormuşum gibi hissettim kendimi)

kaçak


sipru güzel program tekrar keşfettim. kanal sayısı çok çok az olsa da televizyona uzak, bilgisayarla haşır neşir olan sporseverleri meşgul edecek kadar iyi. nba tv, ntvspor, kanal a, mtv, e2, cnbce... uydu & kablolu tv olmayan ben gibilere de yazılan reçete gibi bir şey.(betimleme de çok pis oldu be xD)

kütüphane kaçakları çoğalıyor. kaçak blog yazarları gelmeseler bile ben gidiyorum kütüphaneye :b kulaklarını çekip kaçalım hemen, üstelik sessiz olmalıyız, ders çalışıyorlar..!!

fotoğraf kütüphane yolu üzerinden; yağmurlu, soğuk, puslu bir eskişehir sabahı...