Yılın Son Yazısı 2

malum geçen yazdığım yılın son yazısı'nın üzerinden tam bir yıl geçti. vizeler, gezmeler, eğlenceler, finaller, stajlar derken koca bir yılı geride bıraktık. hani büyükler diyolarya "gözünü bir açmışsın bir kapamışsın zaman geçmiş" işte öyle bir şey. bu yılın son yazısını Cem Yılmaz'ın millenyum gösterisindeki bir sahnesiyle veda etmek istiyorum. Herkese iyi yıllar.......



aralık burada, kar nerede?

yaşlanmış 2010 ve yeni doğmuş 2011 temalı şekillerin yeniden popüler hale gelmesiyle beraber(?) soğuk hava ve kar beklentisi -özelikle eskişehir'de yaşayanlar için- artıyor.

peki, her sabah eskişehir soğuğunun sağı solu belli olmaz diyip o kalın montu giydikten sonra tramvay durağına erişemeden ter içinde kalmanın bu beklentide payı nedir? tartışılır. ("? tartışılır." kullanarak yazıya kattığım egzantrik havayı hissetmişsinizdir)

pazar günü (tam olarak kpds'nin yapılacağı gün) kar bekleniyormuş. bu zamana kadar kar yağmamasını fırsat bilen adamların küresel ısınma muhabbetine tokat gibi bir cevap vermesini bekliyorum pek muhterem kar'ın. gerçi bu adam her zaman yapacak o muhabbeti, çok yağsa da diyecek "ozon tabakasındaki delik bik bik bu hale getirdi mevsimleri". ozon tabakası faslı bittikten sonra "nükleer enerji, çernobil bak tehlike, kötü" diye devam edecek. yüzümdeki "problem çocuk" ifadesiyle sırıtacağım buna ben. "kafan çok güzelmiş canım" diyeceğim. konuyu saptırıp afallatacağım, sonra öldürücü darbeyi öhhh öhh öhömm. sinirlendiriyorlar böyle insanı canım aaa.

x şehrinde sınav yoktur ben orasını bilemem

efenim minæ nin dediği gibi bugün itibariyle sezonun ilk sınavını açmış bulunuyoruz. tabi elimizde viski bardakları ve şarap kadehleriyle hahaha hihihihi deyip "bunu içemeden sınava giremiyorum yavv" edalarıyla sınav dönemini açmak güzel olurdu.
"efenim ben x şehrinde yaşıyorum y sınavına girerken hep elimde viski bardağı hahaha hihihihi deyip sınava girerim". belki doğrudur ama ben orasını bilemem.
neyse biz gelelim bugünkü sınavımıza. çok güvendiğim ama beni sırtımdan vuran beni namerde mahçup eden(ya da edecek olan) yüzümü kara çıkartan o x sınavını( isim vermeyim şimdi çok merak edeniniz varsa msj atın söyleyim xD) saygı ve sevgiyle anıyorum. bakın hiç hocaya küfür etmedim bu da benim gibi genç müneverlere bir öğüdüm olsun.
yarın da laboratuvar dersinin nacizade sınavlarından biri var hatta 5 i 1 arada desek tam yeri olur. herkesin kafasında şimdiden soru işaretleri. "nasıl sorular sorulcak sözel mi yoksa işlem mi olacak ve taktik ne". bunu öğrenmenin tek bir yolu var o da yarın 14:00 da ortaya çıkacak. neyse bu kadar gevezelikten sonra ben kaçar herkese iyi geceler....

vize gelir güldür güldür


geldik çattık bir vize haftasına daha.

bir aydan fazla olmuş, gene boş geçmişiz blogu. siz de hak vereceksiniz ki; projelerden, tezlerden, sunumlardan kafamızı kaldıramayacak kadar meşgulüz :b hadi hepsini geçelim; sırf ekime, "sol frame"de yer verebilmek için böyle bir post atıyorum bilesiniz.

ancak, belki bir x fabrikasının y bölümünde çalışan z usta; bunu bir mesaj olarak algılıyordur, ben onu bilemem. yok efendim benim 29 ekim'im iyi, 30 ağustos'u hiç yapamıyorum. bahane değil. 19 mayıs'ı iyi bilen adam her yerde iş bulur.

laboratory,laboratoire,laboratuvar

son sınıfın ilk haftası ekle-sil dinlemeden tam gaz ders işlemeye devam.bazı okullarda okuyan arkadaşlar "ilk hafta ders mi olur" edalarıyla okula gitmezlerken biz bugün tam tamına 5 saat boyunca laboratuvar dersiyle cebelleştik.sonuç ise sabahın 8 inde derse giren ve öğlen 1 de dersten çıkan hayattan bezmiş yorulmuş harab ve bitap olmuş "ben".sonunda öğlen yemek yiyebildim ama daha 3 saat derse girebilecek olmam lokmalarımın boğazımda dizilmesine neden oldu.daha bu ilk hafta raporlar ve bitirme ödevim gözümün önünden teker teker geçerlerken "s*çtın olum" diye sesler yankılı bir şekilde kafamın içinde dolaşıyor.eee ne derler başa gelen çekilir.

4

zaman ne çabuk geçiyor ve biz fark edemiyoruz...

geçenlerde "ve üç biter" diye yazarken şimdi dördüncü sınıfa başlamışız. çok da eski adamlarmışız gibi oturup gençlere vaaz veriyoruz! şu üç ay ne ara geçti peki? fikrim yok.

okulu bitirip gideceğiz neredeyse! sanki ağzımıza bir parmak bal çalınmış gibi derslerin tadını anlamaya çalışıyoruz! sanki daha 'teknik' birileri mi olduk ki, olayı nedir bunun?

o da değil de, ben üç nokta kullanmayı pek sevmiyorum.

kaybedenler kulübü

tarih değişmeden bugünü de blog sayfalarına kazıyalım. her okuduğumuzda hatırlayalım, hatırlayalım ki unutmayalım, unutmayalım ki "daha kötü günler de görmüştük" diyebilelim.

kaybedenler kulübünde takılıyoruz, sadece bugünlük.

Bugün Bayram


Sevdiklerinizle mutlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle iyi bayramlar.....

Biraz nostalji yapalım ve Barış Manço'nun o unutulmaz şarkılarından biri sizlerle




nerede o eski aang'ler?


sadece aang mi? peki katara? zuko mu? ozai? ya iroh amca'ya ne diyeceksin? hikayeyi çarpıttığın yetmiyormuş gibi parana da kıyamamışsın shyamalan amca. hintli kontenjanından oynattığın abuk subuk adamlarla beraber güzelim animeyi mahvetmişsin.

solaryumda unuttuğun appa adına;

imza
son staj bükücü

sivrisinekkkkk

yazın kendini daha da hissettirdiği şu günlerde pencereleri açıp uyumak zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz.benim de dün " ne güzel,bu sene sivrisiz sineksiz bir yaz geçireceğiz" deyişimi duyan bir adet sivrisinek sabaha karşı ben mışıl mışıl uykudayken benim odamı ziyaret etmiş.ve sonrasında acıkan havyancağız taze kanı görünce dayanamamış hatta kendini zor tutmuş olacak ki tam olarak 2 adet yüzümden 2 adet de sağ elimden ısırmış.kalktığımda alnımda ve yanağımda beyzbol topu büyüklüğünde 2 adet kırmızı şişlikleri gördüğümde kendimi tanıyamadım.daha sonra duvara baktığımda sevgili sineğimizi gördüm.o kadar duba gibi olmuştu ki zar zor uçabiliyordu.acaba kaç lt kan içti bu hayvan diye de kafamın üstünde bir soru işareti belirdi.herneyse merhum olan sineğimizin arkasından daha fazla konuşmak doğru olmayacağından lafı burda kesmek zorundayım :P

herkese sivrisineksiz günler.

bir pazar yazısı

oldum olası pazar gününden pek haz etmem.nedeni ardından "tesi" eki alıp pazartesine dönüşmesi.yarın gene sabahın köründe kalkıp staja gidecek olmam bu yazının yazılmasında bir etken sanırsam.

sonuç olarak tatil istiyorummmmm!

staj günlükleri!

yaz geldi
ve biz bloga yazamıyoruz;
anlamalıydın pek değerli blog,
staj yapıyoruz!

önceden staj günlükleri tutuyorduk -ne günlük ama!-, bu sefer yazmaya mecalimiz yok. düşün artık ne kadar yoruluyoruz. belki de yazmak istemiyoruz. istesek ne yazacağız ki? staj defterim bile tertemiz!

haydi bu yazının da sonucu olmasın ama şöyle bitirelim:

yukarıdaki dörtlüğün uyak şemasını çiziniz, anafikrini sınıfta arkadaşlarınızla -öğretmene sormak yok- tartışınız.

15


blogun çancısı anketi - "final"

beklenen anket yeniden karşınızda, bu sefer seçim yapmak daha zor!


aöf "stayla"


çıkmış final sorularından yola çıkarak tüm senenin -yüzlerce sayfalık kitabın- özetini şu yarım sayfaya sığdırmak oluyor aöf stayla. davranış bilimleri neyse de, iktisada -sağ sütun- baksanıza; 10 satırda özetlemişim!

yanlış olan bir şey var ama ne?!

sınav sonucu editi: tüm derslerden başarıyla geçtim. ciddi ciddi düşünüyorum da, iktisat profesörü olabilirmişim aslında.

ve üç biter


uzun zaman önce diye başlamak isterdim bugün yazıya çünkü uzun zaman olmuştu, dile kolay tam üç sene!

ilk günkü sınıfı bulma telaşı akıllardan silinmemişken; bugün, üçüncü sınıfın bittiğini söylüyor takvim yaprakları. her şey dün gibi oysa değil mi? ne ara geldik? ne ara gidiyoruz? zaman bir bekleyip dursaydı da anlasaydık ne olduğunu, ne bittiğini! bloga yazdıklarımı okuyorum; sahurda sabun yediğim günler, aldığım en ilginç doğum günü hediyesi, fırçayı kaybedişim! tüm o anlar net ve kesintisiz -sabun yediğimi sonradan farketmiştim tabi-, oysa seneler geçmiş üzerinden!! farkında olmadan da çok mu yaşlandık nedir?!

blogu unutuyoruz! hayatın akışına dalıp iki kelimeyi çok görüyoruz şu sayfalara, üşeniyoruz işte!

Sorumsuzluk Abidesi

kaldırımlar sizce ne için kullanılır?
a) insanların yürümesi için
b) hayvanların yürümesi için
c ) bazı insanların arabalarını park etmesi için

maalesef bizim sokaktaki bulunan kaldırımlar insanlardan çok bazı insanların araçlarını koydukları bir park alanına dönüşmüş halbuki o ismini vermeyeceğim sitenin sakinleri yaklaşık 25 araç kapasitesiteli bir park yerlerine sahip olmalarına rağmen.

geçen hafta bizim yan tarafımızda bulunan kaldırımın, o sitenin sakinlerinden bazıları araçlarını parketmeleri nedeniyle resmen yolla bütünleşmiş olan kaldırım belediye tarafından onarılarak yolla kot farkı artttırıldı.ben de seviniyordum artık kimse parkedemeyecek diye. Bu sabah uyandığımda bir adet yeni kasa vw passat marka araç yeni yapılan kaldırımına parketmiş olduğunu gördüm. Araç sahibi, o kadar emek harcanmış kaldırıma yaklaşık 1.2 tonluk aracını niye koyar, koskoca otoparkın dururken sen niye yayaların kaldırımını işgal edersin buna ne hakkın var. tabi kültür seviyesi, sorumsuzluk ve zeka kapasitesi altındaki aracın markasına ve modeline felan bakmıyor.

çocuklar gibi şendik

herkes biliyor ki bugün 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı. her şey çocuklar için bugün.

eskişehir'de, her zamankinden farklı bir etkinlikle kutlama vardı çocuklara. düzenlenen mini hentbol şenliği'nde yaşları 11'i geçmeyen çocuklar doyasıya koştu eğlendi. hakemiz ya, biz de ellerinden tuttuk küçüklerin, maçlarını yönettik. altı saat boyunca sahne onlarındı; onlar koştukça biz yorulduk, onlar ise hala koşuyordu. bitmek bilmeyen enerjilerini bizi bitirmek için kullandılar :)

yazıya başlarken kafamda daha farklı şeyler vardı yazacak. yorgunluğuma verin ama hepsini unuttum :)

bloga, küçük bir not da düşelim. henüz birinci vizeleri konu alan post'u bile yazmamışken, ikinci vizeler geldi de çattı bile. yazan çizen yok en az bir hafta daha da olmaz.

sevinin küçükler, övünün büyükler
23 nisan kutlu olsun!

Mühendislik?

ne manyak bir meslektir şu mühendislik.okulda okurken bir sürü problemler vizeler finaller ödevler daha sonra işe başlanıldığında ise bambaşka problemler.hele bu sefer işlem hatası yapma şansınız da yok hatta işletmedeki üst amirlerinize ama gidiş yolum doğruydu bi yerde işlem hatası yapmışım gibi cümleler kurmak da epey bir lüks kaçmakta.
bir proje yapmaya karar veriyorsunuz.bu projeyi hayata geçirebilmek için aylarınızı ve hatta yıllarınızı ortaya koyuyorsunuz sonra bu projenin ilk meyvelerinin üretim hattından çıkmasını 4 gözle bekliyorsunuz derken bir bakıyorsunuz ki bir sorun çıkmış ve sonra bu sorunun nereden kaynaklandığını bulmak için sarfettiğiniz çaba kimi zaman saatlerinizi kimi zaman da günlerinizi alıyor.hatta bu sorun nedeniyle üretim hattında üretim durduruluyor.ister sorun büyük isterse çok küçük olsun farketmez.
şimdi nerden çıktı bu yazı derseniz?ısı transferi ödevi ile boğuşan sinirli agresif mühendis adayının kafasında bir kaç dakika önce bir şimşek çaktı ve ardından bilgisayarı açıldı en sonunda da bloğuna giriş yapıp parmakları klavyeyle buluştu.

Dünya Pi Günü

Gençliğimi çürüten,hemen hemen bütün sınavlarda kullandığım hatta hala kullanmakta olduğum kısaca 3.14 kabül edilen hatta lise sınavlarında 3 olarak aldığımız (tıpkı yerçekim ivmesini 9.81 yerine 10 aldığımız gibi) saygıdeğer pi sayısının günü bugünmüş :) buradan google a bana bugünün Pi günü olduğunu hatırlattığı için teşekkürlerimi sunar ve herkese mutlu,güzel,keyifli ve bol Pi li bir pazar günü dilerim :)

NOT:Bugünün pi günü olmasının nedeni Amerikan takvim formatında 3/14 e tekabül etmesinden dolayıdır yani 3. ayın 14 ü.

Mühedistir o!


-Mühendiste olsa oda sever! Yaklaşımıyla; ısıyı sevdim, statik kuvvetleri sevdim, civatanın kırılma ihtimalini sevdim, açıların arasındaki tetayı sevdim, bor yağı kokusunu sedim, termodinamik etkenleri sevdim, teknik olmak şartıyla resimleri sevdim, matematiği sevdim, güvenlik katsayılarını sevdim, 3 boyutlu herşeyin duvara düşen hüzmesini türevle inşaa itmeyi sevdim, motorları sevdim, havanın kendi içinde sirküle olmasından duyduğum mutluluğu sevdim, takım tezgahlarının sevdim, malzemeleri sevdim, demirin içindeki karbon oranını sevdim...

-Mühendistir o! O anlar! Yaklaşımıyla; enerjinin hayat olduğunu anladım, statik kuvvetlerin aslında ihmal önemsiz olduğunu anladım, civatanın kırılması için 2 kat zorlanması gerektiğini anladım, tetanın zamanla değiştiini anladım, boryağının zararlı olduğunu anladım, termodinamiğin etkenlerinin heryerde olduğunu anladım, teknik resimlerin yetersiz olsa da çıkartılabildiğini anladım, matematiğin hayata ibret olduğunu anladım, katsayıların hayat kurtardığını anladım, 3 boyutun bazen yeetersiz kaldığını anladım, motor veriminin tutarsız olduğunu anladım, parasız sirkülasyonun ancak dağda ve bayırda olduğunu anladım, takım tezgahlarının tehlikeli olduğunu anladım, her malzemenin her yerde kullanılmaması gerektiğini anladım, adı aynı olsa bile her çeliğin aynı olmadığını anladım...

-Saygılarımla iTRoN

japanese muscle




Subaru WRX STi ın gücü :) fazla söze gerek yok sanırım :)

yol

böyle başlık attım diye buraya bir aşk hikayesi yazacağımı sananlar, hiç vakit kaybetmeden alttaki yazıya göz atmaya başlasın; yol, bir isyan yazısı olacak zirâ :b

trafikte esas olan sakin kalabilmektir öyle değil mi? lakin, araba kullanırken sabır taşlarını çatlatanların sayısı hiç de az değildir. işte o taşlardan biri, bugün, bende çatladı.

sabah, o gece deliksiz geçen bir uykunun ertesinde gayet mutlu bir şekilde makine elemanları tasarımı dersine doğru yol alınmaktadır. okula girene kadar her şey her zamanki seyrinde devam etmektedir. meşelik kampüsüne çevre yolundaki(alttaki) kapıdan girilmiş, öndeki arabayla takip mesafesi korunmakta, okul içindeki hız sınırları dahilinde seyredilmektedir. derken dönel kavşağa gelinir ve olaylar gelişir. öncelikle hatırlatmamızı yapalım: kavşaklarda; dönüş yapan sürücüler, doğru geçmekte olan araçlara geçiş hakkını vermek zorundadırlar. bundan sonra şeklimizi inceleyelim:


turkuaz ile şema edilen araç beni kulladığım, gri ile gösterilen araç ise sabah sabah neşemi bozmaya çalışan araç. bu aracı kullanan insanın bu kuralı bilmediğine eminim. hadi geçelim kuralı önümdeki araçla arama, burnunu sokmaya çalışmana ne gerek var?

tabi ani bir refleks ile sağa kırıyorum direksiyonu. iyi ki sağda araba yok, olsa ona geçireceğim bir güzel. sabah sabah gerçekleşmesi muhtemel bir kazayı önlüyorum böylelikle. hala sakinim. arada olur böyle diye geçiştiriyorum.

öğleden sonra, istatistik dersinden çıkıp ev yoluna koyuluyoruz itron ile beraber. okulun içinde sorun yok bu sefer. anlatıyorum sabahki olayı itron'a. eskişehir'i bilenler için söylüyorum, atatürk bulvarı ile tramvay hattının kesiştiği yerdeki ışıklarda duruyoruz. yeşil ışık yanıyor ve hareketleniyoruz. sola dönmek için bekleyen araçlardan biri aniden sağa sinyal verip önümüze kırıyor direksiyonunu. selektöre abanıyorum. sağa kırıp kurtarıyorum gene. yine sağdan araba geçmiyor, yine şanslıyım. sürücüyle göz teması kurmak için sola bakıyorum ve anlık bir sinirle kornaya hayvanlar gibi basıyorum -sıcağın etkisi de var bunda kesinlikle-. o güne kadar gereksiz yere korna basıp kulağı s....lere en sağlam küfürleri eden ben, bir anda onlardan biri oluveriyorum.

kuralları ihlal etmemekle, iyi bir sürücü olmakla övünen ben, feci şekilde hırslanmış haldeyim, hız limitleri umrumda bile değil. basıyorum sol şeritten gaza. önümde sakin ve kurallara uygun şekilde giden celica'yı selektör manyağı yapıp sol şeritten kovuyorum. migrosun önündeki ışıklarda sağımdaki arabaya makas atıp duruyorum. tepkisi umrumda bile değil. hafiften rahatlıyorum bu hareketten sonra. güzel şeymiş kuralsızlık.

artık alıştığım rutin şerit ihlalleri, sinyal vermeden yapılan dönüşler, olup olmadık yerlerde durup dörtlüleri yakıp aracını bırakan aptal sürücüler gözüme daha çok batıyor. iki şeridi ortalayıp giden embesillere daha bir sinir oluyorum. hepsine küfrediyorum içimden.

itron, sağımda sinmiş bir halde beni sakinleştirmeye çalışıyor, "bak bu kadar çok selektör atılmaz, ben bile yapmıyorum işte yazıktır boşver." diyor. iki buçuk şeritli yolda -nasıl oluyor demeyin, şerit çizgisi falan yok yolda- sağdaki iki şeridi -gözle çizilmiş iki şerit diyelim- ortalayıp duruyorum. dörtlüleri yakmıyorum bile. yanımdan geçip bana içinden küfredenler umrumda bile değil çünkü. itron'u indiriyorum orada. eve doğru sürüyorum arabayı. ev yolunda biraz daha sakinleşiyorum, oluyor bitiyor.

eminim, daha kötülerini yaşayanlar -hatta her gün yaşayanlar- vardır ama buraya biraz isyan ederim, biraz rahatlarım diyerek yazdım işte. öylesine.

Bunu Palaşmalıyım...


-star wars fanatiği olduğum yakın çevrem tarafından bilinmektedir ve aşşağıdaki resim benim çok gülmemi sağladı... :)))) Buyrun reme bakalım;
DARTH VADER İN İstanbul

yaklaşım-ül mühendis


mühendislik yaklaşımıyla hayat diye başlık atmışsınız blogunuza, hani hiç mühendislik yok diyenler için bir yazı yazmak geldi içimden. yani varsa, olmayabilir de. ama gün gelir soran olursa yapıştırırım bu post'un linkini alnına!

şimdi herkesin bildiği, öss'ye çalışırken rehber hocalar tarafından aklımıza kazınmış olan "müzik dinlerken ya da tv izlerken ders çalışılmaz" olayına farklı bir açıdan bakalım. grafik ile şu eğik yazdığım rehber hoca sözü arasında pek bir bağıntı yok farkındayım. aslında oraya güzel bir söz bulabilirdim de rehber hocamdan aklımda bir tek bu kalmış ne yapayım? tv falan diyince dedim yazayım. neyse, grafiğimize dönelim:

(a) grafiğinde ilk önce ders çalışıp sonra tv izleyerek mevcut zihinsel uyanıklığımızı en iyi şekilde kullanabildiğimiz gösterilmeye çalışılmış. (b) grafiğinde ise ders çalışma işlemi sona alındığında, dersi anlamak için gerekli zihinsel uyanıklığın sağlanamadığını görüyoruz. grafikteki boyalı alanlar ise tersinmezliği gösteriyor. evet, termodinamikte hesaplamaktan bıktığımız; kullanılamamış potansiyel. (b) grafiğinden de görüldüğü üzere, ilk önce tv izlemekle hem kullanılamayan potansiyel artmış(?) (aslında; elimizde sayılar olsa, boyalı alanlardan kesin bir sonuca varabiliriz), hem de söz konusu ders anlaşılamamıştır.

bu grafikten yaşantınız için çıkarabileceğiniz ders; dikkat gerektiren, önemli işlerinizi zihinsel uyanıklılığınızın en yüksek olduğu zamanda (mesela uyandıktan sonra) beyninizi dinlenme evresine geçirmeden (tv izlersen o evreye geçersin bak demedi deme) önce yapmanız gerektiğidir. alın size ispatı. rehber hocanız boşuna söylemedi size. biz de mühendisçe yaklaştık. tersinmezlik dedik. bak işte termodinamikte biz bunu gördük harikayız biz mükemmeliz demedik. çünkü bu grafik kitapta mevcut. hatta açıklama da yazmış adam. ben sadece bir şeyler karaladım üzerine, siz de okudunuz. "eee zaten ben bunu biliyordum" diyorsanız aşağıda bir mısrası verilmiş şiiri hatırlamaya çalışın, gidin pencereyi açın, içeri hava girsin.

orman ne güzel, ne güzel.

EDS


-EDS kadar kafamıza taş düştü!!! Bıktırdı bizleri!!.

-Bu EDS denen illet hatımıza girdiğinden beri, önce kırmızı ışılara bakışımız değişti; artık onları nomal işaretçiler olarak değil birer caza canavarı olarak görmeye başladık... Bir de son zamanlarda özellikle istanbulda olmak üzere hız kameralı EDS'ler geldi, onlar geldiğinden beride yollar çileye dönüştü. Yıllardır sahil yoluna çıkmak benim için bi zevktir ama bunlardan dolayı 50km hız limiti olan sahil yolu artık işkence oldu. Eskiden bu yolda seyahat 10 dakika sürerken şimdi yavaş giden birsürü araç yüzünden 10 dakikalık yol bizlere 30 dakka oldu. Flyin'e giderken 1000 kere düşünüyoruz ve streside cabası, "Acaba kameraya yakalanır mıyım??? Yok kırmızı yanarsa ne olur???" yeter istanbul belediyesi yeter! Bizde insanız bize de acıyın bari hız limitini 70 yapın... Ne olur!

EDS

-Duyduğuma göre ABD'de birkaç söför bu kameralar yüzünden delirmiş. Hatta bi tanesi direkteki(fotografını koydum-benzerini-) EDS yüzünden direği kesmeye kalkmış ki bence kesinlikle ama kesinlikle haklı! Haaaa.. Tabi direği keselim demiyorum ama... Ne olur belediyecim ne olur bari 70 yap şu sınırı?! 50 çok yavaş =((((((((

-NOT: EDS sistemi gayet yararlı bir sistemdir ve istanbulda trafik ihlallerini %90 oranında azaltmıştır, fakat günümüzün güvenlik sistemleri çok gelişmiş olan araçları için 50 km hız limiti çok düşüktür ve değiştirilmesi dileğimdir...

blogun çancısı anketi

akademik takvime göre sisteme not girişinin sonuna denk gelen pazar gününün bitmesine saniyeler kala açıklanmış üretim planlaması dersi final sınavı sonuçları ve harf kodu ile bir dönemi bitirmiş bulunmaktayız. Sonuçlar sıcaklığını korurken anketimizi ekleyeyim dedim. benim oyum kime bellidir zaten...

after the sunset

finallerimiz biteli çok oldu ama kimsenin yazacak hali yok bloga :)

itron istanbul'da zaten, unutmuştur çoktan. celica ve ben staj yapmaktayız soğuğun, kumun, kalıbın, modelin, derecenin içinde. evet. şuradan(dökümhaneden halka sesleniyorum gibi düşünün) söyleyebilirim ki döküm sektöründe çalışmak, koşullara katlanmak çok zor. çalışana, katlanana saygı duymak gerek.

stajda anlatılacak şeyleri staj defterine yazıyoruz zaten. bu sebeple; modellerin arasında gezerken ayağa dolanan, kalıp kumunda tepinmekten simsiyah olmuş şu kedi ile başbaşa bırakalım sizi:

bu şirin kediciğin ismi atılgan


başlıktaki sunset de finaller olsa gerek. sanırım böyle bir film vardı. ah, evet. fotoğraf da bana ait. ayrıca sonuçlarımızın hepsi açıklanmadığı için blogun çancısı anketini henüz ekleyemedim, unuttum sanmayın!

finaller

finaller nedeniyle sporu aksatmış,gezme tozma işlemine ara vermiş,bilgisayarın başında daha az takılmaya başlamış olan ben resmen ot yaşamına dönmüş bulunmaktayım.otcul duygularım bunun 2 hafta sonra yani finaller bittikten sonra sona ereceğini ve önceki yaşantıma geri döneceğimi söylüyor.

feysbuk

"ben hiç feysbuk açmam","yok yaw ne gereği var hayatta açmam" diyen ben final haftası öncesi bi feysbuk sahibi oldum.minæ nin dediği gibi "tükürdüğünü yalamak diye buna denir".bence de.

portakal sıkacağı


hayal gücü yüksek bazı blog yazarları, emeğimle alay edip çizdiğim 40 yıllık şalter mekanizmasını portakal sıkacağına benzettiler. kararı sizin vermeniz için anketi şuraya koyuyorum:

mükemmel park etme formülü


Vauxhall Motors ile the University of London’s Royal Holloway College matematik profesörü Simon Blackburn tarafından üzerinde çalışılıp formulasyonu çıkartılan bu formül paralel park sırasında aracınız için olması gereken minimum park uzunluğunu veya alanını vermektedir.
formül,aracınızın dönme yarıçapı(r) ile ön ve arka tekerlekleri arasındaki aks mesafesi uzunluğunu(l) kullanarak başlıyor.daha sonra aracın burun uzunluğu(k) ile arkadaki aracın genişliğinin(w) hesabı ile aracın sığması gereken alan bulunuyor.
formülün yayınlanmasından önce Vauxhall in yaptığı ankette kullanıcıların %57 sinin park kabiliyeti konusunda güven eksikliğinin olduğunu,%32 sinin ise dar park alanlarında manevra yapmaktan kaçındıkları için gidecekleri yerin çok uzaklarına gidip parketmeleri veya pahalı araba parklarını seçtikleri ortaya çıkmıştır.

bana göre;
bu formül prius gibi kendi kendine park edebilen araçların dar park alanlarında park edebilme yeteneklerinin daha da geliştirilmesine yardımcı olabilir.
Not:haber telegraph gazetesinden okunmuş ve türkçeye çevrilmiştir.

VTⁿ=C


keşke tüm grafikler senin kadar kolay olsaydı. bütün dünya buna inansaydı, birlik olsaydı, el ele tutuşsaydık, sonsuza uzansaydık...

yeni yıl hediyesi

malum bazı insanlar yeni yılda eşine dostlarına arkadaşlarına veya sevgilisine hediye alırlar.kimisi harbi paraya kıyar güzel bi şey alır veya kıymaz yine güzel bi şey alır kimisi der öpücük aldım sana diye geçiştirir felan.asıl konumuz bu değil asıl konumuza gelirsek bir kaç arkadaşımın yarından itibaren hocalarından alacağı basit ama karmaşık hediyeler.hem de 2 hafta! cevap nedir?tabiki:sınav!şaka gibi yılbaşından çıkıyorsunuz hoppp önünüze final sınavlarını koyuyolar.ağız tadıyla eğlenemediğine mi yanarsın ya da ağız tadıyla eğledim keşke eğlenmeseydim de daha yüksek bi şeyler alsaydım diye ya da o kadar çalıştım keşke eğlenseydim 2 3 göbek atsaydım felan diye laflar ağızdan çıkabilir veya insanın aklının bir köşesinden diğerine transit bir şekilde geçebilir.
neyse lafı fazla uzatmada yılbaşının ardından hocalarımızın bize yılbaşı hediyesi olarak final sınavları sunmadıkları için kendimi çok şanslı sayıyor ve burdan yarın sınavı olan arkadaşlarıma nice mutlu sınavlarla dolu bir yıl diliyorum:) hediyenizin kıymetini bilin :P

bering denizinde bir yılbaşı


yılbaşı sepetinin daha 3 hafta öncesinden tükendiği bir süpermarkette vodka,şarap ve viski üçlüsünü kaçırdığıma üzülüp keşke daha öncesinden alsaydık diye dizime vuruken karşıma smirnoff north rus vodkası çıktı.ilk önce tereddüt etsem de acaba alsak mı felan diye sonra alalım bakalım denemiş oluruz dedim.malum bi kaç sene önce teknik resim çizmek amacıyla toplanan 3 arkadaş gidip absolute şeftali ve absolute çilek alıp(güya hem içip hem düz çizgi çizecekler akıllılar hadi onu da bıraktım 1 tanesi neyinize yetmiyor) bi de bunları sek içip kafa olurlar ve çizimlerin yalan olup yerine nağralara bıraktığı gecenin sonunda 3 ünün birden kusma seanslarına katılıp hatta birinin klozet deliğini tutturamayıp banyonun tavanından aşağıya her tarafını kusmuk yapması beni biraz düşündürmüştü(acaba bu 3 lü kim :P)neyse yılbaşı geldi açtık sabırsız bir şekilde smirnoff north umuzu keyfimize baktık.harbiden güzel ve keyif alınarak içilecek bi içki.ama bu içkide bi şey eksikti.gemi!içkiye baktığınızda bering denizinde bir geminin güvertesinde yeni yıla girerken bu içkiyi yudumlasam diye bir hayale kapılıyorsunuz.tabi bering denizinin azgın sularının ortasında kalmamak koşuluyla.