kusmuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kusmuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

tez+poster+finaller+proje3+proje4

başlığı yazarken bile içimin kalkmasının nedeni artık tez ve türevlerini yazmaktan kusma durumuna geçtiğim bir aya girmiş bulunduğumuzdan. daha doğrusu bu ay bize girdi gibi sanki :P evet başlıktan da görüldüğü gibi bu ay içerisinde yapmam ve yetiştirmem gereken işlerin kısa bir özeti. gerçi göründüğü gibi kısa değil ama kendimizi anca böyle avutuyoruz.

minæ, itron ve ben tez yazmaktan bunalmış poster hazırlamaktan gınağı gelmiş finallere ne zaman çalışacağı konusunda bi haber gecenin akışına kendimizi bırakmış genç müneverler olarak hayatımıza devam ediyoruz. halbuki ne güzeldi geçen sene. haftada 4 gün spor, uçsuz bucaksız geyik muhabbetleri, gezmeler, tozmalar vs....

geçen sene demişken, geçen sene hahaha hihihhih edalarıyla, 4. sınıf kolay diyen zat-ı muhteremleri sevgi, saygı ve küfür üçgeni arasında bir kısır döngü gibi görünen ama daha çok bir çevrime benzeyen bir durumun içerisinden anıyoruz :)

tez yaz ki tez bitir

yıl 2011 olmuş, farkında bile değiliz.

vize muhabbeti yapamadık, blogun çancısını bile seçemedik çünkü yaklaşan finallere ağlamaya vaktimiz bile yok! ayrıca finaller kimin umrunda ki? peki, finallerden sonrası için kurulan tatlı hayaller nereye gitti? rusya'ya gidecektik hani!?

tez bitsin bu hallerimiz diyoruz da tezlerimiz bitmiyor ki! tez yazalım diyoruz o zaman, yazmaktan bunalıp bloga kusuyoruz, gene tablo 3.1.'in altına geçip yorumlamaya devam ediyoruz. sonra iki kez enter tuşuna basıp yeni paragrafımıza başlıyoruz. biz buna kapalı tez çevrimi diyoruz. brayton çevrimi kadar zarif, rankine çevrimi kadar güçlü... onu anlatmaya kelimeler yetmez, hani anlatılmaz yaşanır diyorlar ya, işte öyle bir şey bu tez çevrimi!

sanki tez yazılınca okul bitiyor!? bitmiyor ama bitiyor işte tez bitmiyor ama tez bitiyor okul. bitsin. millet ne tezler yazıyor, sen tablo 3.1.'i yorumluyorsun... and justice for all tabi.

to be or you tu be?

sınav sonuçlarının birer birer açıklanıp kimimizin canını sıktığı şu günde; 1 nisan şakası adı altında yapılan türlü şaklabanlıklardan uzak, huzur dolu(!) bir gün geçirdiğim için ne kadar mutlu olduğumu belirtmeme gerek yok sanırım. olsun, gene de belirttim.

bu abuk cümleyle girişi yaptıktan sonra söylemeliyim ki tamamen amaçsız olarak yazıyorum. yani giriş, gelişme, sonuç bekliyorsanız çok çok bekleyin.

madem amaçsız yazıyorum o halde isyan edeyim de "kafasında 800 voltluk lamba taşıyan balık" triplerinden kurtulayım. (ki bence günün bombasıdır) isyan ulan. hobareey.

değerli yutup efendi,

sayende herkes, 29 mart yerel seçimlerinde yutubperver terakki fırkası'na oy attı ama yeminle değmezmişsin; içinde hiç bir .ok yok!

ben istediğim videoyu bulamıyorum ki sende, ne ayaksın sen?

"royksopp yaz yutup'ta bulursun zaten klibini" diyorlar bana. afedersin ama ....k buldum içinde. şarkı bende zaten var, napayım elalemin sevgilisinin fotoğraflarını ben? güzelim şarkı, aşktan dötü dönmüş ergen yüzünden dinlenmeden kapatılıyor. (edilgen cümle ehehe, benim tarafımdan) bir tane "offical" (böyle kelimeler kullanmayı da hiç sevmem ama idare edin) klip yok. iyi ki kıyıda köşede gözünüzden şu kaçmış da izlemek istediğimi izleyebildim:



gerçi yakında bunu da kaldırırlar da neyse! seni engelleyen zihniyete bile kızamıyorum yutup. tamam abarttım. seni engelleyen de sen gibi zaten; onların kafalarında senin de içinde örümcek ağlarından başka bir şey yok! neyse yutup efendi, sey hay tu deylimoşın!

not: işletim sistemim win xp, youtube bende açılmıyor diyorsan sol freymi bir oku derim.

ode to blog's çancı's

do you see me?
do you see me?
does anyone care?

karlı bir eskişehir sabahına uyanırken, kulaklarımda çınlayan yukarıdaki dizelerin güzelliğini kavrayamamıştım. çok karıştırmayalım işte. bir günde dört mevsimi yaşadığımız şu günde kimsenin göremediğini görmek, kimsenin anlayamadığını anlamak görevi benimdi:

itron ile "uncle, i must find the avatar to restore my honour" cümlesi konusunda fikir birliği yapmışken, vizelerin yaklaştığını fark etmem fazla zamanımı almadı.

"uncle, i must find the avatar to restore my honour" cümlesi kafamın içinde yankılandıkça anlamını yitirdi, başka bir hale büründü:

"lan, you must study hard and pass all your exams to beat blog's çancı's"

malum, tekti çift oldu bunlar :-))

dervişin fikri neyse zikri odur demeyin, öperim.

feys to feyz

izninizle bloga kusacağım.

konum facebook. koordinatları veriyorum: 1-5-200. tamam iğrençti. neyse facebook diyorduk. hani şu gavur bir üniversite'de ders bile olmuş facebook. hatta halk dilinde söylemek gerekirse "feys".

>> ne lanet şeysin sen facebook, herkesin dilindesin, ne ayaksın sen?
>> neden kıskanç sevgilinin ilk söylemi "facebook'unu kapatıyorsun aşkım" oluyor?
>> insanların ne kadar sahte olduklarını belli etmek zorunda mısın?
>> "x ciğim çok güzel çıkmışsın" cümlesi, senin yüzünden milletin ağzından düşmez oldu; yazmaktan parmak kanseri yaptın milleti facebook!
>> facebook demekten bile nefret ediyorum facebook, tıpkı senden nefret ettiğim gibi.
>> sevme beni facebook, ben seni hiç sevmiyorum.
>> söyle lanet olasıca, milleti eski arkadaşlarıyla buluşturuyorsun diye dötün mü kalkıyor?
>> eski arkadaşını, aşkını bulmak isteyen tv'ye çıksın lan sana ne gerek var? televizyon kanalları size sesleniyorum. reyting yapacak format aramıyor musunuz? eskiden sinan çetin sunuyordu böyle bir çeşit program. türk halkı olarak bu formata ihtiyacımız var!
>> eskiden sen yoktun herkes mutluydu facebook. ne savaş vardı ne de açlık... (abartmıyorum bkz: m.ö. 2000)
>> seni satın alan google'ın taaa aaa...
>> ismin "face" ama insanlar senin yüzünden birbirinin yüzünü unuttu lan!

ve belki de benim için en önemli soruyu sorayım sana pislik:
>> ben, senin yüzünden -yani facebook'um olmadığı için- milletin "facebook'ta ekledim seni" muhabbetlerinden geri kalmak zorunda mıyım laaaan?

tüm feyz'imi alıp götürdün facebook. belanı bul; serverların çöksün, milyonlarca kişini yüklediği fotoğraflar bir yerine girsin.

bööööğğğk.
rahatladım.