15 12 2011

Kayıp Aranıyor...

-Kendimi kaybettim demek isterdim, fakat olay ve kazın ayağı baya baya perdeli... Gerçekler şu ki beni çalıştırmak için can atan patronum(ki iyi adama benziyor sevdim) bi yana dursun ki! Eskişehir'in içinden sevgili dostumuz, hani ALES sınavına girmeyen şahıstan bu ara hiç ses yok!!! Adam sırra kadem bastı sevgili blog 0_o
-Neyse konuya dönelim sonuç olarak bir arkadaşımız bence eve kendini kitledi. Eğer bir mucize olursa ara ara dışarı çıktığını düşünüyorum. Hadi onu geçtim bakalım aramıyorum "adam mesaj atsın diyorum" bekliyorum blog!! ama telefonu milattan kalma... En azından 4.311.231 yıl evvel tasarımını yapan Mimar Whung Zu Lie şu an aramızda değil onu biliyorum. Yazık adam çin seddini göremedi...
-Tekrar konunun sapıttığı yere gelirsem blog, kayıp aranıyor ama aramıyor blog! 0_o

12 11 2011

Eskişehirden alıntılar...

  Eskişehir hiç değişmemiş hala soğuk, espark civarı hala kalabalık, yeni sinema salonu hala açılmamış 2 tane sinema var, bizim okul hala aynı dağın başında duruyor, EDS gelmiş burayada, bizim sokakta 2 tane insaat var, bence çevre yolunda hız sınırı Sin(30)x90x(2^(4/2)) olmalı, bizim eve yeni bi ziyaretçi gelmiş adı henüz yok ama çok tatlı yeşil bir muhabbet ayrıca daha bebek(tünekten falan düşüyor), bilgisayarımın ekran katı yanmış ve yenisini almadan çalışmadı, ayrıca ailemi çok özlemişim, arkadaşlarımı da çok özlemişim, kardeşimi herşeyden çok özlemişim... Sanırım bu kadar aklıma gelen, daha unuttuğum şeyler varsa ekliyelim =) ESKİŞEHİR out!

11 11 2011

İlgi bekler Bizim BLOGcuk

Değişim yapmadan duramadım, eeee! Hadi hayırlı olsun!! =)
                                Sakin ol SAMPİYON!!!

18 10 2011

buraya ne yazıyorduk?

üç ay ki ne üç ay ama! tek bir harf eklenmemiş bloga.

yazmayı unutmuşum gibi. nasıl başlıyorduk? neyle devam ediyorduk? eski yazılardan kopya çekerek yazıyorum bunları da biraz.

blog yazarları yollarına farklı şehirlerde devam ediyorlar artık. belki de bu yüzdendir bu uzun ara?

en son ne demiştik? heh, twitter. çok çok eskilerde kalmış o muhabbet, üzerinden yıllar geçmiş gibi. üç ay öncesi ve üç ay sonrası... hemen ekleyeyim, bir twitter hesabım var. bu sefer kapatmayacağım :p (üç ay sonra belki kapatırım!)

yazılacakları bir sıraya koymak gerek. karalamak lazım.

konudan konuya oluyor gibi ama yine başlık sendromu. aylar geçmiş ama başlık sıkıntısı geçmemiş!

11 07 2011

once upon a time in twitter

aradan çok uzun zaman geçince böyle oluyor.

bilen bilir (bilmiyorsan da senin suçun), bir zamanlar twitter'ımız vardı. hatta şöyle bile yazmıştık. çok geçmeden hevesimiz geçti. selebriti olmadığımız için sıkıldık belki de. ayrıca blogger'a erişim de açılmıştı! istesek, bahane çok tabi.

şimdi fark ettim de, o zamanlar öğrenciydik yahu. bayağı büyümüşüz.

blog bozuk

bozuk bu.

hiçbir şeyden anlamayan adam gibi hezeyanım var. ne sol frame gözüküyor ne de bağlantılar. sekmeler kaymış. para para sword dance'imiz bile "no song found" diyor. firefox 5'ten kaynaklanan bir sorun değildir herhalde. belki de yazmıyoruz diye blog bize küsmüş. ya da bunların hepsi yanlış.

bilgisayar bozuk!

16

16 03 2011

iki tweet bir de ayran

blogunu da özlüyormuş insan.

şu klipte soldaki abi gibi hareketler yapmaya başlayınca anladık ki bloga yazmak bir lütufmuş. sansür araya girince de yazılamıyormuş malesef. sıkılıyormuş insan.

düşündük, taşındık. sosyal paylaşım platformlarından -ki bitiyorum bu tabire- hangisi kapanmaz diye kafa yorduk. karar verdik. 06melihgokcek ve ylmzmrgl yazıyorsa, twitter engellenemez dedik. karakter sınırı var ama ona göre saçmalarız dedik. gerçi hep bozuluyormuş -over capacity- bu twitter ama güzel oldu değil mi?

@aceciayseteyze

22 02 2011

otomobillerden anlamayan kitle

otomobillere karşı ilgim olduğundan dolayı çoğu insanın otomobillerden anlamadığını çok uzun seneler önce tespit ettim. gerek yabancı gerekse yerli sitelerdeki haberlerin altına yorumlar yazan insanlar kendilerini o kadar profesyonel zannediyolar ki yazdıkları yorumları okuyunca hayrete düşüyorum. kendi kendime vayyy be hem mühendis adayıyım hem de ben bu söylenenleri bilmiyorum diye içten içte kendi kendime yazılanlarla dalga geçiyorum.

bi kaç ay önce bir otomobil sitesine yorum yazan bir kişi yurtdışında satılan otomobiller ile Türkiye'de satılan otomobiller arasındaki farkın çok olduğunu bunun vergilerin haricinde otomobil distribütörlerin daha fazla para aldığını söylemişti. ben de yorumda yazmış olduğu fiyatlar üzerinden ilk önce aracın vergisiz fiyatına ÖTV sonra ÖTV'li fiyatına da KDV eklenildiği zaman otomobilin fiyatının doğru çıkacağını söylemiştim. normalde forum sitelerine ve diğer sitelere bi şeyler yazmak adetim değildir. ve benim bu yorumumun üstünden aylar geçmesine rağmen o şahıs hala aynı otomobil haberleri sitesinde avrupada satılan araçların şu kadar fiyatta olduğunu buradakilerin ise şu fiyatta olması gerektiğini yorumlar kısmına yazmakta. bu insanın maalesef matematik bilgisinin düşük olması nedeniyle(öyle tahmin ediyorum çünkü hesaplama yaparken oran-orantı kullanıyor) yanlış yorumlarda bulunuyor hem de yaptığı hesaplamanın doğru olduğunu savunuyor. kendisinin yapmış olduğu hesaplamaları, yaptığım hesaplamalarla çürütmek isterdim. fakat,"bak arkadaşım şöyle şöyle hesaplamalar yap doğrusunu gör" diye yazmak içimden bile gelmedi. çünkü kafalarında doğru olan şeyleri insanlara yanlış olduğunu anlatmak çok zordur. çoğu insan da o insanın yanlış hesaplama yaptığını söylese de pek bir faydası yok.

o siteye yazılan son yorumda ise Almanya'da satılan bir otomobil firmasına ait modelin vergiler dahil edildiğinde Türkiye'deki fiyatla farklı olduğunu savunmaktadır. bu yazımda aşağıda bu otomobilinin Almanya'daki fiyatını, Türkiye'de vergiler dahilinde ne kadar olması gerektiği fiyatı ve Türkiye'de bu aracın ne kadara satıldığına dair hesaplamaları aşağıda veriyorum.

Almanya'daki fiyat:
K firması:19.950 Euro

Bu firmanın satışa sunduğu model 1.6 lt olup Türkiye'de %37 Ötv dilimine sahiptir. Almanya'da otomobillerden alınan vergi %19 dur. ilk önce aracın vergisiz fiyatını bulmak gerekir o yüzden de;

K + K x (19/100) = 19950€ eşitliği çözüldüğünde K otomobilinin vergisiz fiyatı K=16,764 € olmaktadır.

Ötv'li fiyat 16764 + 16764 x(37/100) = 22,966 €
Kdv eklenince 22,966+22966 x(18/100) = 27,100 € olarak bulunur.
ve Euro fiyatının 2.15 den hesaplarsak aracın
Türkiye'deki fiyatı 58.256 TL civarında olması gerekmektedir.

Fakat Türkiye'deki fiyat 54,750 TL dir. bu aradaki fark otomobilin özellik farkından veya kur farkından kaynaklanmaktadır. çünkü her üretici farklı ülkeler için farklı donanımlı araçlar satışa sunmakta veya üretici firma ile yapılan anlaşmalar dahilinde belirli kur oranlarında satışlar yapılmaktadır. yani o şahsın dediği gibi aracın fiyatı 45,000 TL olmamaktadır.

24 01 2011

Rahatlamanın Verdiği Boşluk

-Ohh dedim ne güzel bitti!!! Finalidir, ödevidir, raporudur, tezidir... Hepsi bitti! Evde oturup yan gelip yatmanın haylini kurduğum zamanları hatırlayarak şimdi kendime kızıyorum. Biliyorum saçma kızmak ama bu kadar boşluğa düşeceğimi nerden bileyim?

-Sıkı bir temponun içinden çıkıp birden evde 2. dönemin başlamasını beklemek beni çok gerip bi hale getirdi. Uyuyamıyorum, notlar açıklansın diye bekliyorum, salak salak çizimler yapıyorum, teknik resim açılımları yapıyorum... Bu boşluk bana yaramadı blog, yaramadı bana blog!

-Buradan da bir kez daha anlıyorum ki; sıkı tempoda full time çalışmak böyle evde canımın sıkılmasından daha güzelmiş, ben boşluğa düştüm blog :(....

15 01 2011

25

"bir gün yirmi beş saat olsun artık!"

sevgili dünya,
biraz daha yavaş dönmeyi deneyemez misin?

05 01 2011

tez+poster+finaller+proje3+proje4

başlığı yazarken bile içimin kalkmasının nedeni artık tez ve türevlerini yazmaktan kusma durumuna geçtiğim bir aya girmiş bulunduğumuzdan. daha doğrusu bu ay bize girdi gibi sanki :P evet başlıktan da görüldüğü gibi bu ay içerisinde yapmam ve yetiştirmem gereken işlerin kısa bir özeti. gerçi göründüğü gibi kısa değil ama kendimizi anca böyle avutuyoruz.

minæ, itron ve ben tez yazmaktan bunalmış poster hazırlamaktan gınağı gelmiş finallere ne zaman çalışacağı konusunda bi haber gecenin akışına kendimizi bırakmış genç müneverler olarak hayatımıza devam ediyoruz. halbuki ne güzeldi geçen sene. haftada 4 gün spor, uçsuz bucaksız geyik muhabbetleri, gezmeler, tozmalar vs....

geçen sene demişken, geçen sene hahaha hihihhih edalarıyla, 4. sınıf kolay diyen zat-ı muhteremleri sevgi, saygı ve küfür üçgeni arasında bir kısır döngü gibi görünen ama daha çok bir çevrime benzeyen bir durumun içerisinden anıyoruz :)

tez yaz ki tez bitir

yıl 2011 olmuş, farkında bile değiliz.

vize muhabbeti yapamadık, blogun çancısını bile seçemedik çünkü yaklaşan finallere ağlamaya vaktimiz bile yok! ayrıca finaller kimin umrunda ki? peki, finallerden sonrası için kurulan tatlı hayaller nereye gitti? rusya'ya gidecektik hani!?

tez bitsin bu hallerimiz diyoruz da tezlerimiz bitmiyor ki! tez yazalım diyoruz o zaman, yazmaktan bunalıp bloga kusuyoruz, gene tablo 3.1.'in altına geçip yorumlamaya devam ediyoruz. sonra iki kez enter tuşuna basıp yeni paragrafımıza başlıyoruz. biz buna kapalı tez çevrimi diyoruz. brayton çevrimi kadar zarif, rankine çevrimi kadar güçlü... onu anlatmaya kelimeler yetmez, hani anlatılmaz yaşanır diyorlar ya, işte öyle bir şey bu tez çevrimi!

sanki tez yazılınca okul bitiyor!? bitmiyor ama bitiyor işte tez bitmiyor ama tez bitiyor okul. bitsin. millet ne tezler yazıyor, sen tablo 3.1.'i yorumluyorsun... and justice for all tabi.

31 12 2010

Yılın Son Yazısı 2

malum geçen yazdığım yılın son yazısı'nın üzerinden tam bir yıl geçti. vizeler, gezmeler, eğlenceler, finaller, stajlar derken koca bir yılı geride bıraktık. hani büyükler diyolarya "gözünü bir açmışsın bir kapamışsın zaman geçmiş" işte öyle bir şey. bu yılın son yazısını Cem Yılmaz'ın millenyum gösterisindeki bir sahnesiyle veda etmek istiyorum. Herkese iyi yıllar.......



03 12 2010

aralık burada, kar nerede?

yaşlanmış 2010 ve yeni doğmuş 2011 temalı şekillerin yeniden popüler hale gelmesiyle beraber(?) soğuk hava ve kar beklentisi -özelikle eskişehir'de yaşayanlar için- artıyor.

peki, her sabah eskişehir soğuğunun sağı solu belli olmaz diyip o kalın montu giydikten sonra tramvay durağına erişemeden ter içinde kalmanın bu beklentide payı nedir? tartışılır. ("? tartışılır." kullanarak yazıya kattığım egzantrik havayı hissetmişsinizdir)

pazar günü (tam olarak kpds'nin yapılacağı gün) kar bekleniyormuş. bu zamana kadar kar yağmamasını fırsat bilen adamların küresel ısınma muhabbetine tokat gibi bir cevap vermesini bekliyorum pek muhterem kar'ın. gerçi bu adam her zaman yapacak o muhabbeti, çok yağsa da diyecek "ozon tabakasındaki delik bik bik bu hale getirdi mevsimleri". ozon tabakası faslı bittikten sonra "nükleer enerji, çernobil bak tehlike, kötü" diye devam edecek. yüzümdeki "problem çocuk" ifadesiyle sırıtacağım buna ben. "kafan çok güzelmiş canım" diyeceğim. konuyu saptırıp afallatacağım, sonra öldürücü darbeyi öhhh öhh öhömm. sinirlendiriyorlar böyle insanı canım aaa.

01 11 2010

x şehrinde sınav yoktur ben orasını bilemem

efenim minæ nin dediği gibi bugün itibariyle sezonun ilk sınavını açmış bulunuyoruz. tabi elimizde viski bardakları ve şarap kadehleriyle hahaha hihihihi deyip "bunu içemeden sınava giremiyorum yavv" edalarıyla sınav dönemini açmak güzel olurdu.
"efenim ben x şehrinde yaşıyorum y sınavına girerken hep elimde viski bardağı hahaha hihihihi deyip sınava girerim". belki doğrudur ama ben orasını bilemem.
neyse biz gelelim bugünkü sınavımıza. çok güvendiğim ama beni sırtımdan vuran beni namerde mahçup eden(ya da edecek olan) yüzümü kara çıkartan o x sınavını( isim vermeyim şimdi çok merak edeniniz varsa msj atın söyleyim xD) saygı ve sevgiyle anıyorum. bakın hiç hocaya küfür etmedim bu da benim gibi genç müneverlere bir öğüdüm olsun.
yarın da laboratuvar dersinin nacizade sınavlarından biri var hatta 5 i 1 arada desek tam yeri olur. herkesin kafasında şimdiden soru işaretleri. "nasıl sorular sorulcak sözel mi yoksa işlem mi olacak ve taktik ne". bunu öğrenmenin tek bir yolu var o da yarın 14:00 da ortaya çıkacak. neyse bu kadar gevezelikten sonra ben kaçar herkese iyi geceler....

29 10 2010

vize gelir güldür güldür


geldik çattık bir vize haftasına daha.

bir aydan fazla olmuş, gene boş geçmişiz blogu. siz de hak vereceksiniz ki; projelerden, tezlerden, sunumlardan kafamızı kaldıramayacak kadar meşgulüz :b hadi hepsini geçelim; sırf ekime, "sol frame"de yer verebilmek için böyle bir post atıyorum bilesiniz.

ancak, belki bir x fabrikasının y bölümünde çalışan z usta; bunu bir mesaj olarak algılıyordur, ben onu bilemem. yok efendim benim 29 ekim'im iyi, 30 ağustos'u hiç yapamıyorum. bahane değil. 19 mayıs'ı iyi bilen adam her yerde iş bulur.

23 09 2010

laboratory,laboratoire,laboratuvar

son sınıfın ilk haftası ekle-sil dinlemeden tam gaz ders işlemeye devam.bazı okullarda okuyan arkadaşlar "ilk hafta ders mi olur" edalarıyla okula gitmezlerken biz bugün tam tamına 5 saat boyunca laboratuvar dersiyle cebelleştik.sonuç ise sabahın 8 inde derse giren ve öğlen 1 de dersten çıkan hayattan bezmiş yorulmuş harab ve bitap olmuş "ben".sonunda öğlen yemek yiyebildim ama daha 3 saat derse girebilecek olmam lokmalarımın boğazımda dizilmesine neden oldu.daha bu ilk hafta raporlar ve bitirme ödevim gözümün önünden teker teker geçerlerken "s*çtın olum" diye sesler yankılı bir şekilde kafamın içinde dolaşıyor.eee ne derler başa gelen çekilir.

20 09 2010

4

zaman ne çabuk geçiyor ve biz fark edemiyoruz...

geçenlerde "ve üç biter" diye yazarken şimdi dördüncü sınıfa başlamışız. çok da eski adamlarmışız gibi oturup gençlere vaaz veriyoruz! şu üç ay ne ara geçti peki? fikrim yok.

okulu bitirip gideceğiz neredeyse! sanki ağzımıza bir parmak bal çalınmış gibi derslerin tadını anlamaya çalışıyoruz! sanki daha 'teknik' birileri mi olduk ki, olayı nedir bunun?

o da değil de, ben üç nokta kullanmayı pek sevmiyorum.

12 09 2010

kaybedenler kulübü

tarih değişmeden bugünü de blog sayfalarına kazıyalım. her okuduğumuzda hatırlayalım, hatırlayalım ki unutmayalım, unutmayalım ki "daha kötü günler de görmüştük" diyebilelim.

kaybedenler kulübünde takılıyoruz, sadece bugünlük.